Süper Lig’de İlk 6 Haftanın Ardından: Üç Büyükler Nasıl Oynuyor?

Süper Lig’de sezonun ilk 6 haftasını geride bıraktık. İlk haftaların ardından takımların nasıl bir oyun ortaya koyacağı konusunda daha net fikirler oluşmaya başladı. Henüz sezonun başında olsak da Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın oyunlarında olumlu veya olumsuz bazı noktalar dikkat çekiyor. Bu yazıda üç büyüklerin sezonun ilk bölümünde ortaya koyduğu oyunu değerlendireceğim.

Galatasaray

Galatasaray’ın sezonun ilk bölümündeki sonuçlarına baktığımızda, Trabzonspor maçına kadar iyi giden bir görüntü olduğunu görüyoruz. Trabzon deplasmanında alınan 4-0’lık mağlubiyet, sarı-kırmızılıların moralsiz şekilde milli araya girmesine sebep oldu. Galatasaray’ın bu süreçteki oyununu incelediğimizde ise Okan Buruk’un yüksek pres anlayışının devam ettiğini görüyoruz. Özellikle iç sahada bu oyun anlayışıyla güçlü bir görüntü ortaya koyuyor Galatasaray. Rakibi kendi yarı sahasına hapsettiği bölümlerde topu hızlı geri kazanması ve hücumları arka arkaya oynayabilmesi, rakip üzerinde sürekli baskı kurmasını sağlıyor. Ancak buradaki önemli nokta, Osimhen’li ve Osimhen’siz oyun arasında belirgin farkların olması. Osimhen’in sahada olduğu zamanlarda pres kalitesinin oldukça arttığını ve Galatasaray’ın topu daha hızlı geri kazandığını düşünüyorum. Osimhen olmadığında ise bu etkinlik belirgin şekilde düşüyor. Bu fark, Osimhen’in atletik kalitesinin yanında ortaya koyduğu liderliğin de önemini gösteriyor. Osimhen’in hırsı ve isteği, sahada olduğu anlarda takım arkadaşlarını da olumlu etkiliyor.

Hücumdaki üretkenlik kısmına baktığımızda, 6 maçta atılan 13 gol kötü bir istatistik değil. Galatasaray’ın pozisyona girme konusunda da büyük bir problem yaşadığını düşünmüyorum. İlk 6 haftada 136 şut üretmiş olmaları, hücumda ne kadar yüksek bir hacme ulaşabildiklerini gösteriyor. Ancak burada da Osimhen’in gösterdiği etki belirleyici. Osimhen’in sakatlanarak çıktığı Başakşehir maçında 2 gol atan sarı-kırmızılılar, bu gollerden birini duran toptan attı. Sahasında Kocaelispor’a 1 gol atabilen Galatasaray, Trabzon deplasmanında ise gol atamadı. Galatasaray’ın ligde attığı 13 golün 8’inde Osimhen’in doğrudan katkısı var (6 gol ve 2 asist). Burada problemin diğer hücumcuların sezona formsuz başlamasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Leao, Sane, Barış Alper ve Deniz Gül’ün henüz skora etki edememiş olması hücumdaki çeşitliliği olumsuz etkiliyor.

Bunun haricinde benim gördüğüm başka bir problem de Galatasaray’ın sıkışan oyunlarda çok fazla orta deniyor olması. İlk 6 haftada maç başına yaklaşık 26 orta ile ligin zirvesinde bulunan Galatasaray, istediği alanları bulamadığında hemen orta yapmaya yöneliyor. Osimhen’in varlığında tabii ki orta denemek mantıksız diyemeyiz ancak ben bu denemelerin atak devamlılığı sağlama konusunda problem oluşturabileceğini düşünüyorum. Ayrıca bu denemeleri isabete çeviremediği takdirde Galatasaray savunmasının dengesiz yakalanması ve kalesinde kontra atak tehlikeleri görmesi daha olası hâle geliyor.

Galatasaray’da ayrıca değinmek istediğim bir başka konu da Leao. Leao’nun sezonun ilerleyen dönemlerinde katkı vereceğini düşünüyorum ancak yaptığı sezon başlangıcı itibarıyla çözülmesi gereken bazı problemler getirdiğini de söyleyebiliriz. Özellikle Sane ve Leao’nun aynı anda ilk on birde olduğu maçlarda, Osimhen de yoksa Galatasaray’ın ön alan baskısının kalitesi düşüyor. Bunun haricinde, yüksek kaliteli rakiplerle oynandığında Leao’nun bek takibi konusunda çok istekli olmaması sarı-kırmızılıların sol tarafını zayıf bırakabilir. Leao skor üretmeye başladıkça ve Galatasaray’ın ön tarafı dengesini buldukça bu problemler daha az göze batacaktır. Bence Sane yerine Barış Alper’in görev alması, özellikle ön alan baskısı ve savunmaya vereceği katkı sebebiyle Galatasaray’ın oyununu daha yukarıya taşıyacaktır.

Savunma tarafında ise Galatasaray’ın sürekli pozisyon veren bir takım olduğunu düşünmüyorum. İlk 6 haftada rakiplerin yalnızca 19 isabetli şut bulmuş olması da bunu destekliyor. Buna rağmen Galatasaray’ın savunma dengesi bozulduğunda verdiği pozisyonların tehlikeli hâle gelebildiğini düşünüyorum. Özellikle yüksek presin kırıldığı anlarda savunma hattının geniş alan savunmak zorunda kalması bazı problemleri ortaya çıkarıyor. Abdülkerim’in açık alanda hızlı oyuncular karşısında yaşayabildiği problemler burada önemli bir soru işareti. Leao’nun savunmaya verdiği katkının düşük olduğu anlarda sol bekin daha geniş bir alanı kontrol etmek zorunda kalması da bu tarafı daha savunmasız hâle getirebilir.

Genel olarak baktığımızda Galatasaray’ın sezonun ilk bölümündeki oyununu olumsuz bulmuyorum. Okan Buruk’un uzun süredir oturttuğu oyun anlayışı ve özellikle ön alan baskısı hâlâ takımın en güçlü taraflarından biri. Ancak Osimhen’in olmadığı anlarda hem hücum üretkenliğinin hem de pres kalitesinin düşmesi önemli bir soru işareti. Bunun yanında diğer hücumcuların skor katkısının artması ve savunmanın geniş alanda yaşadığı problemlerin azaltılması gerekiyor. Galatasaray’ın sezonun devamında göstereceği performansta, Osimhen’e olan bağımlılığı ne kadar azaltabileceği belirleyici olacaktır.

Fenerbahçe

Fenerbahçe sezona çok iyi bir giriş yapamasa da 8-0’lık Eyüpspor galibiyetiyle milli araya moralli girdi. Soru işaretleri artmışken ve İsmail Kartal oldukça eleştirilirken gelen bu galibiyet, havayı pozitife çevirdi. Tabii her şey ne bu galibiyet kadar pozitif ne de yaşanan puan kayıpları kadar negatif.

Fenerbahçe’nin sezonun ilk aşamasında oynadığı oyuna baktığımızda, eleştiriye açık alanlar mevcut. Öncelikle ben pres yapısına dikkat çekmek istiyorum. İsmail Kartal ön alan presine önem veren bir teknik adam ve takımdan da bunu talep ediyor. Ancak ben Fenerbahçe’nin yaptığı preste bazı eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Bu eksikliğin, stoperlerin yeteri kadar ileri çıkmadığı ve rakiplerle bire bir eşleşemediği anlarda ortaya çıktığını görebiliriz. Fenerbahçe önde pres yaparken stoperlerin geriye kaçması hem takımın boyunu uzatıyor hem de rakibin baskıdan çıktığı anda boş alanlar bulmasına sebep oluyor. Takımın kompaktlığının bozulması presin kalitesini düşürüyor ve topun geri kazanılma süresini artırıyor.

Fenerbahçe açısından bir diğer önemli nokta da geriden oyun kurma problemi. Stopere Aké’nin gelmesi bu konuda takımı bir nebze rahatlattı ancak orta sahada Guendouzi ve Kanté’nin zaman zaman oyun kurulumunda eksik kalması sorun oluşturuyor. Bu noktada Greenwood’un geriye gelerek oyun kurulumuna önemli katkılar verdiğini son maçlarda görüyoruz. Greenwood dışında bir başka oyun kurulum planı da Vedat’a yerden ya da havadan direkt oynayarak çıkmak. Burada da Vedat’ın oyuna müthiş katkı veren bir santrfor olması ve topu iyi kullanabilmesi çok önemli. Baskıdan çıkarken Ederson’un ayak kalitesi de direkt çıkışlarda Fenerbahçe için kritik bir nokta. Tabii ki Asensio’nun dönüşü, oyun kurulumu konusunda sarı-lacivertlilerin elini rahatlatacaktır. Onun yokluğunda İsmail Kartal’ın bulduğu çözümler özellikle Eyüpspor maçında oldukça işe yaradı.

Savunma tarafında ise ben özellikle Fenerbahçe’nin sağ tarafının hedeflenebilir olduğunu düşünüyorum. Bunun en net örneğini Beşiktaş maçında Trossard-Rıdvan ikilisine karşı izledik. Greenwood’un savunma tarafında eksik kaldığı anlar oluyor. Bence bu da normal çünkü hücum tarafında üstlendiği sorumluluk büyük. Greenwood’un arkasında Semedo’nun yer alması ise asıl hedeflenebilir alanı ortaya çıkarıyor. Semedo savunma yönüyle öne çıkan bir oyuncu değil ve eski atletizmi de yok gibi gözüküyor. Özellikle hızlı geçişlerde veya Greenwood’un yardıma gelmediği anlarda Semedo’nun rakipler tarafından hedeflenmesi kaçınılmaz olacaktır.

Kanté’nin önemi de burada devreye giriyor. Kanté’nin bitmek bilmeyen enerjisi ve hangi alanı ne zaman kapatacağını çok iyi bilmesi bu soruna çözüm olabilir. Kanté’nin pozisyon bilgisi ve top kapma becerisi, Fenerbahçe’nin defansif verimliliği açısından çok önemli bir yerde duruyor.

Fenerbahçe’nin oynadığı maçlara baktığımızda, en iyi performanslarını Avrupa’da verdiğini görebiliriz. Lyon deplasmanında ve Roma maçında iyi performanslar izledik. Bunun nedeni de bence Fenerbahçe’nin daha reaktif bir takım olması. Asensio’nun yokluğunda ortaya çıkan orta saha yapısı, bence Fenerbahçe’yi reaktif oyun oynamaya daha yatkın bir takım hâline getirdi. Bu iki maçta Fenerbahçe’nin nasıl oynadığını incelediğimizde, genelde bekleyen taraf olduğunu ve topu kaptığı anlarda direkt oynadığını görebiliriz. Bu oyun tarzı tabii ki Fenerbahçe gibi büyük takımlardan beklenen oyun değil. Avrupa’da kullanılabilir ancak lig maçlarında uygulanması tatmin edici olmayan bir oyun tarzı. Bu nedenle Asensio’nun dönüşüyle birlikte, milli aradan sonra ve Eyüpspor maçının getirdiği moralle Fenerbahçe’nin daha aktif bir oyun oynamasını bekliyorum.

Genel olarak baktığımızda Fenerbahçe’nin bireysel kalitesinin yüksek olduğunu ancak takım oyununun henüz aynı seviyeye ulaşmadığını düşünüyorum. Özellikle pres yapısındaki problemler ve geriden oyun kurarken yaşanan zorluklar geliştirilmesi gereken noktalar. Burada Asensio’nun dönüşünün oldukça önemli olacağını düşünüyorum. İspanyol oyuncunun geriye gelerek oyun kurulumuna katılması ve orta saha ile hücum arasındaki bağlantıyı sağlaması, Fenerbahçe’nin daha aktif bir oyun oynamasına yardımcı olacaktır. Bunun yanında kadrodaki rotasyon darlığı da sezonun devamı için önemli bir soru işareti. Özellikle bazı kilit oyuncuların yokluğunda aynı oyun kalitesini sürdürebilecek alternatiflerin sınırlı olması, yoğun fikstürde Fenerbahçe için problem yaratabilir. Oyuncu kalitesi konusunda soru işareti yaratmayan Fenerbahçe için asıl önemli nokta, bu kaliteyi daha oturmuş ve sezon boyunca sürdürülebilir bir takım oyununa dönüştürebilmek olacak.

Beşiktaş

Beşiktaş, bu sezona oldukça güçlü başlasa da milli araya 3-2’lik Amedspor mağlubiyetiyle girdi. Bu mağlubiyet ufak da olsa keyifleri kaçırsa da Beşiktaş, Italiano yönetiminde iyi futbol oynadığı bir ilk bölümü geride bıraktı. İtalyan hocanın oyun anlayışı takıma uymuş gözüküyor. Özellikle pres konusunda Beşiktaş, ligin en etkili takımlarından biri konumunda. Siyah-beyazlılar topu kaybettiği anda yaptığı agresif baskıyla topu geri kazanma süresini minimuma indiriyor. Bu yöntemle rakip yarı alana daha rahat yerleşebilen Beşiktaş, atak sürekliliğini de bu şekilde sağlayabiliyor. Savunma hattını da hücum hattına yaklaştırarak kompakt kalabilen siyah-beyazlılar, rakibi dar alanda sıkıştırıyor. Vincenzo Italiano, sezonun ilk bölümünde takıma müthiş bir pres alışkanlığı kazandırmış gibi duruyor.

Pres dışında benim dikkatimi çeken başka bir pozitif nokta ise Italiano’nun bekleri kullanma şekli. Türkiye’de görmeye pek alışık olmadığımız şekilde genelde iki bekini de oldukça ofansif kullanan İtalyan hoca, bu oyuncuları farklı şekillerde kullanıyor. Murillo’yu genelde yarım alanlarda konumlandıran Italiano, Rıdvan’ı ise sol çizgide kullanarak hücumdaki genişliği Rıdvan’la sağlıyor. Rıdvan’ın çizgiyi kullanması, Trossard’ın daha merkezde konumlanmasına ve daha serbest oynamasına imkân tanıyor. Sağ tarafta ise Murillo’nun savunmanın dengesini bozan ekstra ceza sahası koşuları dikkat çekiyor. Sağ kanatta genişliği Černý ile sağlayan Beşiktaş’ta, zaman zaman Černý ile Murillo’nun görev değişimi yapması da hücuma farklılık katıyor. Beklerin oyun içinde bu kadar aktif rol alması, Beşiktaş’ın hücum opsiyonlarını artırdığı gibi rakiplerin dikkat etmesi gereken oyuncu sayısını da artırıyor.

Beşiktaş’ta Vlahovic etkisinden de bahsetmemiz gerekiyor. Vlahovic’in etkisini sadece gol sayısı üzerinden okumamak lazım. Rakip stoperleri sürekli meşgul etmesi ve savunma hattını geriye doğru tehdit etmesi, takım arkadaşlarına alan yaratması açısından Beşiktaş hücumu için çok değerli. Savunma hattı Vlahovic’le beraber geriye gittiğinde rakibin orta saha ile savunma hattı arasındaki mesafe açılıyor ve Beşiktaş bu alanlardan faydalanabiliyor. Özellikle Olaitan ve Černý gibi rakip savunma arkasına koşu atmayı seven oyuncular bu alanlardan fazlasıyla yararlanıyor. Bu oyuncuların attığı koşular da rakip savunma için farklı tehditler oluşturuyor.

Beşiktaş’ın geliştirmesi gereken taraflara baktığımızda bunlardan ilkinin oyun kurulumu olduğunu söyleyebiliriz. Italiano’nun oyununda geriden pasla çıkmak oldukça önemli bir yer tutuyor. Bu açıdan Nübel transferi, kaleden ekstra bir pas opsiyonu yaratmak açısından değerli. Fakat ben stoper kalitesinin sorun yaratabileceğini düşünüyorum. Emirhan her ne kadar ayağına hâkim bir stoper olsa da Agbadou’nun bu oyun için yetersiz kalması muhtemel. Hataya açık bir oyuncu olması, özellikle yüksek presle karşılaşılan maçlarda onu zorlayacaktır. Stoperler haricinde Salih Özcan’ın rolü de bu oyunda kritik. Salih her ne kadar çok iyi bir oyun kurucu olmasa da topu geriden çıkarabilecek kaliteye sahip bir oyuncu. Zaman zaman Amedspor maçındaki gibi topla dönme veya pas tercihleri konusunda sıkıntı yaşayabiliyor. Bu tarz durumlarda bence Orkun’un geriye gelerek +1 oluşturması, Beşiktaş’ın oyun kurulumunda önemli hâle gelecektir. Çünkü beklerin rolünü düşündüğümüzde, oyunun ilk kurulum aşamasında onların katkısı sınırlı kalıyor. Bu yüzden şiddetli preslere karşı Orkun gibi temiz bir ayağın geriye gelerek oyun kurulumuna destek vermesi veya Olaitan yerine Miretti’nin süre alması Beşiktaş’ı rahatlatabilir.

Kadro tarafında ise Salih’in alternatifinin olmaması sezonun devamı için önemli bir soru işareti. Salih’in orta sahadaki pas bağlantısı ve oyun kurulumundaki rolü düşünüldüğünde, onun olmadığı maçlarda Beşiktaş’ın aynı yapıyı nasıl devam ettireceğini görmek gerekiyor. Hücumda ise Poku’nun daha fazla kullanılabileceğini düşünüyorum. Beşiktaş’ın hücumunda pas bağlantıları ve koşular üzerinden üretim mevcut ancak Poku gibi topla dikine gidebilen ve bire birde rakip eksiltebilen bir oyuncu, özellikle yerleşik savunmalara karşı farklı bir çözüm sağlayabilir.

Genel olarak Beşiktaş’ın sezonun ilk bölümündeki oyununu olumlu buluyorum. Vincenzo İtaliano’nun takıma bir kimlik kazandırmış olması en önemli nokta. Pres kalitesi, topun hemen geri kazanılması, hücumdaki hareketlilik ve oyun temposu Beşiktaş’ın olumlu yanları. Buna karşılık geriden oyun kurulumu, stoper kalitesi ve bazı bölgelerdeki rotasyon eksikliği problemlere yol açabilir. İtaliano bu yapıyı geliştirmeye devam ettiği takdirde Beşiktaş sezon sonuna kadar bulunduğu tüm kulvarlarda iddiasını sürdürecektir.


Yorumlar

Yorum bırakın