EuroLeague sezonunun ilk bölümünde üç Türk takımı da birbirinden farklı görüntüler ortaya koydu. Fenerbahçe savunma tarafında belirli bir temel oluştururken hücumdaki bazı problemlerle uğraşıyor. Anadolu Efes, Mike James’in sakatlığı sonrası sezon planını yeniden şekillendirmek zorunda kaldı. Beşiktaş ise yüksek tempolu ve verimli hücumuyla dikkat çekerken savunmada ciddi soru işaretleri taşıyor.
Fenerbahçe
Fenerbahçe’de sezonun bu bölümüne kadarki en olumlu taraf savunma diyebiliriz. Panathinaikos maçına kadar takım bu konuda oldukça iyi bir görüntü verdi. Bunun en önemli sebeplerinden biri guard rotasyonunun fiziksel olarak güçlü olması. Baldwin, THT ve Forrest gibi oyuncular switch sonrası daha büyük oyuncuların karşısında tamamen ezilmiyorlar. Uzun tarafında da Melli, Key ve Bingham’ın kısaların karşısında ayakta kalabilmesi Fenerbahçe’nin switch savunmasını çok daha rahat kullanmasını sağlıyor. Özellikle Melli ve Key’in yardım savunmalarındaki pozisyon bilgisi ve takımın genel savunma rotasyonunun iyi işlemesi bu yapıyı daha güvenilir hale getiriyor.
Braxton Key’in gelişi savunmaya ciddi katkı yaptı. Farklı pozisyonları savunabilmesi, zayıf taraftan yaptığı yardımlar ve enerjisi takımı toparlıyor. Bingham da hem kısaların karşısında kalabilmesi hem de pota korumasıyla bu yapıya uyuyor. Key, Melli ve Bingham’ın birlikte kullanıldığı dakikalarda Fenerbahçe’nin çok daha güçlü bir savunma takımına dönüşebileceğini düşünüyorum.
Savunmadaki olumlu görüntünün yanında hücumda da bazı iyi noktalar var. Geçen sezona göre sırtı dönük oyunların daha fazla kullanılmasını pozitif buluyorum. Key, Clyburn ve Shields gibi oyuncuların post-up üzerinden skor üretebilmesi hücum çeşitliliğini artırıyor. Bingham’ın dış şut katkısı da şutör eksikliğinin belirgin olduğu bu kadro için çok değerli.
Hücumdaki en büyük problem ise şut. Bayern maçı dışında Fenerbahçe’nin hücumda zaman zaman ciddi şekilde sıkıştığını görüyoruz. Bunun ana sebeplerinden biri, özellikle guard rotasyonunda Larkin dışında şutuna tamamen güvenilebilecek bir oyuncunun olmaması. THT ve Forrest’a karşı savunmaların sık sık perdenin altından geçmesi ve onlara alan bırakması spacing’i daraltıyor. Bu durum THT’nin en güçlü tarafı olan penetrelerini de zorlaştırıyor.
Forrest ise şu ana kadar özgüven problemi yaşayan oyunculardan biri. Rakipler kendisine alan verdiğinde bile şutu kullanmakta tereddüt etmesi savunmaların daha rahat içeri kapanmasına neden oluyor. Forvet tarafında da benzer bir problem var. Clyburn istikrarsız, Key hücumda sorumluluk alsa da üçlük çizgisinin gerisinden riske edilebilen bir oyuncu. Juzang ve Larkin bu problemi azaltabilir ancak bunun Fenerbahçe’nin şut sorununa tamamen bir çözüm olacağını düşünmüyorum.
Bir diğer önemli problem uzun rotasyonu. Melli çok güvenilir bir oyuncu ancak artık 35 yaşında. Bingham sezona iyi başladı fakat Panathinaikos gibi güçlü rakiplere karşı henüz acemi kaldığı anlar oldu. Sertaç dış şutuyla belirli bir katkı verebiliyor ancak savunma ve ribaund tarafındaki eksikleri üst seviye maçlarda daha görünür hale geliyor. Silva ise şu ana kadar oyundan kopuk bir görüntü verdi. Bingham ve Melli’nin bütün sezon boyunca hem uzun rotasyonundaki dakikaları hem de savunma yükünü bu kadar fazla taşıması gerçekçi görünmüyor. Bu nedenle uzun rotasyonuna bir takviye gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak Shields’ın hücumdaki rolünün büyümesi gerektiği kanaatindeyim. Şu anda zaman zaman fazla tamamlayıcı bir rolde kalıyor. Fenerbahçe hücumda sürekli tepeden ikili oyun oynadığı için bazı anlarda sıkışabiliyor. Shields gibi topu yönlendirebilen bir forvet varken onu özellikle forvetten ikili oyunlarda daha fazla kullanmak hücumun opsiyonlarını artırabilir. Clyburn de benzer şekilde guardların üzerindeki yaratıcılık yükünü azaltabilecek bir oyuncu.
Genel olarak Fenerbahçe’nin savunma temelini güçlü buluyorum. Ancak şut problemi ve uzun rotasyonundaki yetersizlik çözülmezse özellikle EuroLeague’in en güçlü takımlarına karşı bu eksikler belirleyici olacaktır.
Beşiktaş
Beşiktaş’ın şu ana kadarki en olumlu tarafı kesinlikle hücum verimi. Takım yüksek tempoda oynadıkça daha rahat üretim yapıyor ve kısa rotasyonu da bu oyuna oldukça uygun. Bunun en net göstergelerinden biri, maç başına 94.2 sayı ile EuroLeague’in en fazla sayı atan üçüncü takımı olması ve maç başına üçlük isabetinde lig ikinciliğinde yer alması. Hücumdaki katkının tek bir oyuncuya bağlı kalmaması da önemli bir artı.
Beşiktaş’ın hücumdaki en önemli avantajlarından biri Wilbekin, Dotson ve Nowell üçlüsünün birbirinden farklı özelliklere sahip olması. Wilbekin şut tehdidiyle savunmayı açan ve özellikle perde sonrası rakip geri çekildiğinde direkt cezayı kesebilen bir oyuncu. Dotson ise tempoyu yukarı çeken taraf. Açık sahada hızını kullanması ve savunma yerleşmeden potaya gitmesi Beşiktaş’ın oyununa çok uyuyor. Nowell da hücum sıkıştığında birebir üzerinden kendi skorunu yaratabilen en önemli oyunculardan biri. Üç seviyeden sayı üretebilmesi de savunmaların ona karşı tek bir çözüm kullanmasını zorlaştırıyor.
Morgan’ın beş numarada süre aldığı anlarda dış şut tehdidiyle alan açması da bu kısa rotasyonunun işini kolaylaştırıyor. Rakip uzunu potadan uzaklaştırabilmesi Wilbekin, Dotson ve Nowell için penetre alanlarını genişletiyor. Bu yüzden Morgan’ın hücumdaki değeri sadece attığı üçlüklerle sınırlı değil, spacing üzerinden de takıma önemli katkı sağlıyor.
Beşiktaş’ın hücum verimliliğinin savunmasıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Takım iyi savunma yaptığı anlarda transition hücumlarında çok daha tehlikeli hale geliyor. Kısaların açık sahadaki hızı ve birebir üretim kalitesi sayesinde rakip savunma yerleşmeden skor bulabiliyorlar. Bunun yanında erken perdeler sonrası kullanılan şutlar ve penetreler de Beşiktaş’ın önemli skor kaynaklarından biri. Savunmanın tam yerleşmediği anları hızlı şekilde cezalandırmaları hücumun en güçlü taraflarından biri.
Asıl problem ise savunma tarafında. Guardlar zaman zaman adam kaçırabiliyor ve topa baskı konusunda yeterince agresif kalamıyorlar. İlk hat kolay kırıldığında uzunların üzerine fazla yük biniyor. Burada Morgan ve Zizic’in ağır profilleri de sorun yaratıyor. İki oyuncu da switch savunmasında kısaların karşısında kalmakta zorlanıyor. Drop savunmasına dönüldüğünde ise rakibin skorer guardları perde sonrası alan bulabiliyor. Bu yüzden Beşiktaş bazı eşleşmelerde iki kötü seçenek arasında kalabiliyor; switch yaparsa uzunlar hedef oluyor, drop oynarsa guardlara alan bırakılıyor.
Gabriel bu açıdan daha esnek bir savunmacı. Perde seviyesine çıkabiliyor, kısaların karşısında daha rahat kalabiliyor ve geriye dönüşte potayı koruyabiliyor. Ancak onun da çabuk faul problemine girmesi sahada kalma süresini sınırlıyor. Bu yüzden savunmada daha hareketli, switch sonrası ayakta kalabilen ve çember koruması verebilen bir uzun eklemesinin Beşiktaş’a ciddi katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Hücum tarafında da oyunun temposunu kontrol edebilecek ve sıkışan anlarda takımı organize edebilecek bir oyun kurucu eklemesi faydalı olabilir. Çünkü Beşiktaş’ın yüksek tempolu oyunu çok değerli olsa da maç boyunca bu tempoya bağlı kalmak zor. Özellikle yarı saha hücumunda oyunu sakinleştirebilecek bir guard takıma farklı bir opsiyon kazandırabilir.
Bir diğer problem ise rotasyonun darlığı. Beşiktaş bu tempoyu bütün sezon sürdürecekse daha geniş bir rotasyona ihtiyaç duyacaktır. Metecan’ın verdiği katkıyı olumlu buluyorum. Berk’in de biraz daha fazla süre alabileceğini düşünüyorum. Yerli rotasyonundan gelecek ekstra katkı sezon ilerledikçe takımın devamlılığı açısından önemli olabilir.
Genel olarak Beşiktaş’ın hücum seviyesini oldukça iyi buluyorum. Takımın tavanını belirleyecek asıl konu savunmayı ne kadar yukarı çekebileceği ve rotasyonu ne kadar genişletebileceği olacak. Bir oyun kurucu ve savunmada daha hareketli bir uzun eklemesiyle Beşiktaş’ın hem hücum hem savunma opsiyonlarının ciddi şekilde artacağını düşünüyorum.
Anadolu Efes
Efes sezona aslında kötü başlamadı. Barcelona deplasmanında son çeyreğe kadar oyunun içinde kalan bir görüntü vardı, ardından Real Madrid galibiyeti geldi. Ancak Mike James’in sezonu kapatması takım adına çok büyük bir şanssızlık oldu. Çünkü Efes sezona hücumunu büyük ölçüde James’in bireysel yaratıcılığı ve top yönlendirmesi üzerine kurarak başlamıştı.
Sezonun ilk maçlarında James’in etkisi oldukça belirgindi. Top yönlendirme, birebir üretim ve oyun sıkıştığında sorumluluk alma konusunda takımın ana oyuncusuydu. Bu yüzden yaşadığı sakatlık sadece önemli bir skorerin kaybı değil, Efes’in hücum merkezinin kaybolması anlamına geliyor. Sezonun geri kalanında bu üretimin tek bir oyuncuyla değil, takım geneline yayılarak yeniden kurulması gerekecek.
Bu doğrultuda Payne hamlesi yapıldı ancak James’in boşluğunu birebir doldurabilecek oyuncu zaten EuroLeague’de çok az. Sezon başladıktan sonra bu seviyede bir oyuncu bulmak da neredeyse imkânsız. Bu yüzden Efes’in çözümü tek bir oyuncu üzerinden aramak yerine sorumluluğu dağıtması gerektiğini düşünüyorum.
Dozier ve Strazel’in daha fazla top yönlendirmesi bu noktada önemli olabilir. Saric’in rolünün de büyümesi gerektiğini düşünüyorum. Efes’in guard rotasyonu genel olarak skorer özellikleri öne çıkan oyunculardan oluşuyor ve oyun kuruculuk seviyesi çok yüksek değil. Saric’in tepeden veya post-up üzerinden hücumu şekillendirmesi bu nedenle önemli bir opsiyon olabilir. Pas kalitesi ve oyun görüşü hücumun akışını rahatlatabilir. Oyun kurulumunun Strazel, Dozier ve Saric arasında paylaşılması James sonrası dönemde daha dengeli bir yapı yaratabilir.
Payne yetenekli bir skorer ancak ben kendisini oyunu tamamen kontrol eden ve hücumu yöneten bir guard olarak görmüyorum. Zaman zaman dağınık kararlar verebiliyor. Bu yüzden onu daha çok birebir skor üretimi ve savunmanın dengesini bozma rolünde kullanmak daha doğru olabilir.
James’in yokluğunda forvetlerden de daha fazla katkı gelmesi gerekecek. Özellikle Malcolm’un rolünün büyüyebileceğini düşünüyorum. Çift yönlü oyunu sayesinde hem savunmada hem de hücumda daha fazla sorumluluk alabilecek bir oyuncu.
Uzun rotasyonunda ise bazı soru işaretleri var. Fernando şu ana kadar özellikle ikili oyun savunmasında beklentimin altında kaldı. Ercan Osmani de hücumdaki zorlamalarının yanında savunmada da yeterli katkıyı veremiyor. Bu yüzden Saric’in yanında Jones’un daha uyumlu bir parça olabileceğini düşünüyorum. Jones’un savunmadaki agresifliği Saric’i tamamlayabilir, hücumdaki dikey tehdidi de Saric’in pas yeteneğiyle iyi eşleşebilir. Oyun içindeki devamlılığını korursa daha fazla süre alması Efes’i olumlu etkileyecektir bence.
Genel olarak Efes’in sezonu artık James’in yokluğuna ne kadar hızlı adapte olacağı üzerinden şekillenecek. Kadroda hâlâ ciddi kaliteli oyuncular var ancak burada önemli olan James’in yerine başka bir James bulmak değil. Asıl mesele, onun yaratıcılığını ve oyun kurma sorumluluğunu takım içinde nasıl dağıtacakları olacak.


Bir Cevap Yazın