EuroLeague’de Anadolu Efes, yalnızca iki gün arayla birbirinden tamamen farklı iki performans ortaya koydu. Hapoel Tel Aviv karşısında 118 sayı yiyerek 30 sayı farkla mağlup olan Efes, Panathinaikos karşısında ise rakibini 68 sayıda tutarak 15 sayılık bir galibiyet aldı. İki maç arasındaki bu büyük farkı yalnızca savunmadaki mücadele ve enerjiyle açıklamak yeterli değil. Hapoel karşısında hücumda bireysel çözümlere bağımlı kalan ve savunmada rakibine kolay pozisyonlar veren Efes, Panathinaikos maçında topu daha iyi paylaşan, çembere daha kararlı saldıran ve savunmada birbirine yardım eden bir takım görüntüsü çizdi. Peki yalnızca 48 saat içinde Efes’in oyununda ne değişti ve bu değişim takımın geleceği açısından ne ifade ediyor?
Hapoel Karşısında Savunma Neden Bu Kadar Kötüydü?

Anadolu Efes’in Hapoel Tel Aviv karşısında yaşadığı 118-88’lik mağlubiyette en dikkat çekici nokta, savunmada rakibine neredeyse hiç direnç gösterememesiydi. Hapoel, maç boyunca hem pota altında hem de dış şutlarda etkili olurken Efes, rakibinin hücum ritmini bozmakta oldukça zorlandı. Özellikle bire bir savunmada yaşanan problemler ve yetersiz topa baskı, Hapoel’in yetenekli hücumcularının istedikleri pozisyonları bulmasını kolaylaştırdı.
Efes’in savunmadaki en büyük sorunlarından biri, rakip oyuncuların çembere çok rahat ulaşabilmesiydi. İlk savunmacının kolay geçilmesiyle birlikte Hapoel, pota altında önemli avantajlar yakaladı. Özellikle Daniel Oturu, Efes’in çember çevresindeki savunma zaaflarından etkili şekilde yararlandı. Fernando sahadayken yardım savunmasının yeterince etkili olmaması, Hapoel’in pota altındaki üstünlüğünü artırdı. Jones’un oyuna girmesiyle çember savunmasında bir miktar direnç görülse de onun her pozisyona müdahale etmeye çalışması zaman zaman başka boşlukların oluşmasına neden oldu.
Hapoel’in hücumdaki başarısı yalnızca pota altıyla sınırlı değildi. Rakip takımın %58 isabet oranıyla 18 üçlük bulması, Efes’in savunmada ne kadar zorlandığını gösteren bir başka önemli istatistikti. Ancak bu performansın tamamını kötü savunmayla açıklamak doğru olmaz. Blakeney gibi kendi şutunu yaratabilen oyuncular, savunmacı karşılarında olsa bile istedikleri ritmi yakaladıklarında etkili olabiliyor. Efes’in problemi, bu oyuncuların yalnızca şutlarına müdahale etmekte değil, şut öncesinde rahat pozisyon almalarını engellemekte de zorlanmasıydı.
Savunmadaki problemlerin bir kısmı ise Efes’in hücumdaki düzensizliğiyle bağlantılıydı. Hücum organizasyonunun sık sık bireysel çözümlere kalması ve zor şutların tercih edilmesi, Hapoel’e savunma ribaundlarının ardından hızlı hücum fırsatları verdi. Efes savunmaya yerleşemeden hücum edebilen Hapoel, bu fırsatları değerlendirdi. Efes’in hücumda daha iyi oynadığı ve Jones’un pota altındaki alley-oop bitirişleriyle ritim yakaladığı ikinci çeyrekte ise savunmada da daha dirençli bir görüntü ortaya çıktı. Hücumda sayı bulmaya başlaması, Hapoel’in ribaund sonrasında Efes’i dengesiz yakalamasını zorlaştırdı. Ancak Efes bu olumlu gidişatı sürdüremedi.
Efes’in 88 sayı üretmesi hücum açısından ilk bakışta kötü bir performans gibi görünmese de takımın hücum tercihleri önemli soru işaretleri yarattı. Özellikle hücumun sık sık Cameron Payne’in bireysel üretimine kalması, diğer oyuncuların oyuna yeterince dahil olmasını zorlaştırdı. Payne kendi skorunu yaratabilen bir oyuncu olsa da oyunun sürekli onun üzerinden zorlanması, Efes’in hücumunu tahmin edilebilir hâle getirdi. Burada en dikkat çekici nokta ise Dario Šarić’in kullanım şekliydi. Hem sırtı dönük oynayabilen hem de perde sonrasında devrilerek veya dışarı açılarak hücumu yönlendirebilen Šarić, maçın önemli bölümünde köşede şut bekleyen bir oyuncuya dönüştü. Zaman zaman ikili oyunlarla hücuma dahil edilmeye çalışılsa da bu denemelerden yeterli sonuç alınamadı. Oysa Šarić’in etkili olabilmesi için mutlaka fiziksel olarak avantajlı bir eşleşme bulması gerekmiyor. Ayak oyunları, pas yeteneği ve savunmayı okuyabilmesi sayesinde farklı şekillerde pozisyon üretebilecek bir oyuncunun bu kadar sınırlı sorumluluk alması, Efes’in hücum planındaki en önemli eksikliklerden biriydi.
Maçın kırılma noktası da ikinci çeyrekte yaşandı. Jones’un pota altındaki etkisiyle oyuna ortak olan Efes, bir süre savunmada da daha dirençli bir görüntü ortaya koydu. Ancak skor 38-35’e geldikten sonra Hapoel’in yakaladığı seri karşısında Efes’in kenardan yeterince hızlı bir müdahale gelmedi. Hapoel skoru 52-37’ye taşıyana kadar mola alınmaması, maç yönetimi açısından önemli bir soru işaretiydi. Bu süreçte Efes hem hücumdaki düzenini kaybetti hem de rakibinin artan hücum temposuna cevap veremedi. Mola almak Hapoel’in serisini mutlaka durdurmayacaktı ancak oyunun kontrolü bu kadar belirgin şekilde rakibe geçerken daha erken müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Fark açıldıktan sonra ise Efes’in yeniden maça ortak olması mümkün olmadı.
Panathinaikos Karşısında Ne Değişti?

Hapoel karşısında savunmada oldukça kötü bir performans ortaya koyan Anadolu Efes, yalnızca iki gün sonra Panathinaikos karşısında bambaşka bir görüntü çizdi. Rakibini 68 sayıda tutarak 83-68 kazanan Efes, maçın başından itibaren savunmada çok daha agresif ve disiplinliydi. Hapoel karşısında rakip oyuncuların potaya rahatça gitmesine izin veren Efes, bu kez özellikle topa baskısı ve yardım savunmasıyla Panathinaikos’un hücumunu önemli ölçüde kısıtladı.
Efes’in savunmadaki en büyük farkı, rakip kısaların hareket alanını daraltmasıydı. Kendrick Nunn ve Sylvain Francisco gibi bireysel skor üretme becerisi yüksek oyunculara karşı topa çok daha fazla baskı yaptı. İkili oyunlarda zaman zaman agresif sıkıştırmalara başvurarak perdeyi kullanan oyuncuların çembere yönelmesini zorlaştırdı. Hapoel maçında ilk savunmacıyı geçen rakipler pota altında kolay pozisyonlar bulabiliyordu. Panathinaikos karşısında ise Efes, ilk savunmacı geçilse bile zamanında getirdiği yardımlarla çember çevresini kapattı. Böylece rakibinin pota altında kolay sayı bulmasına büyük ölçüde izin vermedi.
Savunmada dikkat çeken bir diğer nokta ise yardım sonrasındaki rotasyonlardı. Efes, ikili oyunlarda çember çevresini kapatırken zayıf tarafta kalan şutörlere de zamanında döndü. Özellikle close-out tercihlerinde önceliği yalnızca dış şutu engellemeye vermedi. Savunmacılar, rakibe kontrolsüz şekilde koşup kolay geçilmek yerine penetre yollarını kapatmaya çalıştı. Bu sayede Panathinaikos’un oyuncuları ilk avantajı yakalasa bile hücumu devam ettirmekte zorlandı. Hapoel karşısında sürekli bozulan savunma dengesi, bu maçta çok daha iyi korundu.
Ancak Efes’in iki maç arasındaki değişimini yalnızca savunmadaki sertlikle açıklamak yeterli değil. Panathinaikos karşısında hücum organizasyonu da belirgin şekilde değişti. Hapoel maçında hücum büyük ölçüde Cameron Payne’in bireysel üretimine kalırken Dario Šarić’ten yeterince yararlanılamamıştı. Bu karşılaşmada ise Efes, Šarić’i hücumun ana aksiyonlarına çok daha fazla dahil etti. Šarić zaman zaman oyunu yönlendirdi, takım arkadaşlarına pozisyon hazırladı ve kendi skorunu üretti. Maçı 11 sayı, 12 ribaund ve 4 asistle tamamlaması da bunun önemli bir göstergesiydi. Hapoel karşısında çoğunlukla köşede şut bekleyen Šarić’in bu kez oyunun merkezinde daha fazla sorumluluk alması, Efes’in hücum seçeneklerini artırdı.
Efes’in hücumundaki bir başka önemli değişiklik ise oyuncuların çembere çok daha kararlı şekilde yönelmesiydi. Hapoel karşısında sık sık zor şutlara kalan takım, bu maçta ikili oyunlar ve penetrelerle savunmadan avantaj yarattı. Özellikle Fernando ve Jones’un pota çevresindeki bitiriciliği, Efes’in hücumuna önemli katkı sağladı. Fernando’nun altı iki sayılık denemesinin tamamını sayıya çevirmesi bunun en iyi örneklerinden biriydi. Efes’in guardları da yalnızca kendi şutlarını aramak yerine sürekli çembere yöneldi. Panathinaikos savunması bu atakları durdurmak için yardıma geldiğinde ise Efes, paslarla boşta kalan oyuncuları buldu ve yarattığı avantajları kolay sayılara dönüştürdü.
Bu değişim istatistiklere de yansıdı. Efes’in maçı 23 asist ve yalnızca 9 top kaybıyla tamamlaması, hücumdaki paylaşımın ne kadar arttığını gösteriyordu. Üstelik takım bunu dış şutlarda çok yüksek bir yüzde yakalamadan başardı. Payne’in 14 sayı ve 8 asistle oynaması, Strazel’in 6 asist üretmesi ve Malcolm’un 15 sayılık katkısı, hücumun farklı oyuncular üzerinden ilerleyebildiğini gösterdi. Hapoel karşısında bireysel hücumlarını fazla zorladığını düşündüğümüz Payne de bu kez takım arkadaşlarını daha fazla oyuna dahil etti. Böylece Efes, hücumda tek bir oyuncunun kararlarına bağımlı kalmadan pozisyon üretebildi.
Bence Efes’in Panathinaikos karşısındaki galibiyetinde en önemli noktalardan biri, hücumdaki bu değişimin takımın genel oyununa da yansımasıydı. Oyuncular topu daha fazla paylaştıkça ve hücumda sorumluluk aldıkça Efes ritim buldu. Bu ritim, savunmadaki mücadele gücünü de olumlu etkiledi. Elbette galibiyeti yalnızca hücumdaki gelişime bağlayamayız. Efes, savunmada da Hapoel maçından çok daha doğru tercihler yaptı. Ancak iki maç arasındaki asıl fark, hücum ve savunmanın birbirini tamamlamasıydı. Hapoel karşısında oyunun iki tarafında da zorlanan Efes, Panathinaikos karşısında çok daha dengeli bir takım görüntüsü çizdi.
Anadolu Efes Hangi Kimlikle Devam Etmeli?
Anadolu Efes’in iki gün arayla ortaya koyduğu bu performanslar, takımın hem potansiyelini hem de eksiklerini görmemizi sağladı. Panathinaikos karşısında alınan galibiyet elbette değerli ancak bence asıl önemli olan, Efes’in bu maçtaki oyun anlayışını ne kadar sürdürebileceği. Özellikle hücumda tek bir oyuncunun bireysel performansına bağımlı kalmak yerine, farklı oyuncuların yeteneklerinden yararlanılması gerektiğini düşünüyorum.
Bu noktada benim için en önemli konu Dario Šarić’in hücumdaki rolü. Šarić yalnızca dış şut tehdidi oluşturması için köşede bekletilecek bir oyuncu değil. Sırtı dönük oyunu, pas yeteneği ve savunmayı okuma becerisiyle Efes’in hücumunu yönlendirebilecek isimlerden biri. Üstelik bunu yapabilmek için her pozisyonda fiziksel üstünlük kurmasına da gerek yok. Panathinaikos karşısında daha fazla sorumluluk aldığında takımın hücumunun nasıl çeşitlendiğini gördük. Bu nedenle Efes’in Šarić’i yalnızca bitirici olarak değil, hücumun önemli karar vericilerinden biri olarak kullanması gerektiğini düşünüyorum. Elbette savunmada Panathinaikos karşısındaki sertlik ve disiplinin de devam etmesi gerekiyor. Ancak Efes’in daha istikrarlı bir takım olabilmesi için öncelikle hücumdaki potansiyelini doğru kullanması şart. Bence bunun ilk adımı da Šarić’e daha fazla sorumluluk vermekten geçiyor.


Bir Cevap Yazın